Rektal Hiposensitivite
HİSSETMEDEN OLMAZ!..
♦ Normalde rektum dolmaya başladığında, beyne “tuvalete gitme zamanı” geldiğini bildiren bir sıkışma hissi oluşur. Bu sıkışma hissi, dışkılamayı başlatan en temel ve doğal uyarıdır.
♦ Rektal hiposensitivitede ise Rektum dolduğu hâlde bu sinyal zayıf, geç ya da hiç hissedilmez. Kişi tuvalet ihtiyacını fark edemez veya çok geç fark eder. Bu durum zamanla ıkınma, tam boşalamama hissi, kabızlık ya da kaçırma sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle rektal hiposensitivite: Sadece “kabızlık” değildir. Asıl sorun, dışkının varlığı değil, dışkıyı fark ettiren hissin kaybıdır.
♦ Neden “hissetmeden olmaz?” Çünkü sıkışma hissi yoksa refleks başlamaz. Refleks başlamazsa normal dışkılama gerçekleşmez. Tedavinin temel amacı, önce bu doğal sıkışma hissini yeniden kazandırmaktır.
Rektal Hiposensitivite, Nedir?
Rektal hiposensitivite (RH); kalın bağırsağın son bölümü olan rektumun, beyne “tuvalete gitme zamanı” geldiğine dair sinyali, zamanında ve yeterince güçlü iletememesi durumudur. Bu nedenle rektum dolu olsa bile tuvalete gitme ihtiyacı, yani “tuvalete git” sinyali, zamanında ve yeterince hissedilemez. Ve “gelmiyor ki!..” dedirtir…

RH bir hastalık değil, daha çok özel testler sırasında tespit edilen ve bazı kişilerin neden kabızlık yaşadığını veya şaşırtıcı bir şekilde neden dışkı kaçırma sorunu yaşadığını açıklayan bir klinik bulgudur.
Devam eden günlük beslenmeye paralel olarak kalın bağırsağın son kısmı olan Rektum’a gelen dışkı miktarı ve hacmi, zamanla artar. Bu artışa paralel olarak da rektum genişler ve rektum duvarı gerilir.

Rektumdaki bu doluluğun derecesi ve gerilmenin şiddeti; Rektumun iç yüzeyini döşeyen, kıvrımlı yapıdaki mukozada bulunan basınç (gerilim) duyarlı reseptörler tarafından algılanır ve sinirler aracılığıyla beyne iletilir. Bu süreçte ilerleyen ve makat ağzına yaklaşan dışkının, kıvam ve miktarına bağlı olarak Rektal duyum adı altında; farklı şiddetlerde dışkılama ihtiyacı ortaya çıkar.
Tuvalete gitme zamanını belirleyen dışkılama ihtiyacı;
1. Hafif, belirsiz ve ertelenebilir düzeyde ise ilk his olarak adlandırılır. Çoğu zaman meşguliyet anında fark edilmez bile. Genellikle "Orada bir şeyler var ama acelemiz yok" şeklinde yorumlanır.
2. İlk his zamanla, artık görmezden gelinemez ve ertelenemez hale dönüşür. "Uygun bir yer bulmaya başlasan iyi olur" sinyali gönderir. Kişiyi, tuvalete gitmeye zorlayan bu düzeye ise sıkışma hissi adı verilir. Bu aşamada çoğu kişi, kaçırmamak için makat kaslarını da sıkmaya başlar.
3. "Köprüden önce son çıkış" misali rektum duvarı son sınırına kadar gerilir ve ağrı olmaya başlar. Boşaltım gerçekleşmediği takdirde “kaçırma” riskinin belirgin hale geldiği bu aşamaya ise maksimum tolere edilebilir his adı verilir.
Sağlıklı bir kişide; normal beslenme koşullarında, 1-2 günde bir ya da günde 1-2 defa, sıkışma hissi eşliğinde tuvalete gitme ve rahatça dışkılama NORMAL kabul edilir.
Sıkışma hissi, dışkılama için temel unsur olup dışkılamayı başlatan ve makatı açan anahtardır. Bu anahtar olmadan rahat ve sorunsuz dışkılama mümkün değildir. Aksi takdirde dışkılamayı başlatmak ve makatı (kapıyı) açmak için hiç istenmeyen ıkınma ve zorlanma gibi ek desteklere ihtiyaç olur.
Rektal hiposensitivite kimlerde daha sık görülür?
RH herkeste görülmez. Ancak…
1. Yıllardır, bir şekilde kabızlık sorunu yaşayanlarda,
2. “Şimdi olmaz, sonra giderim” diyerek tuvalet ihtiyacını sürekli erteleyenlerde,
3. Sıkışma hissi gelmeden düzenli olarak hergün aynı saatte tuvalete gidip oturanlarda,
4. Karnını sıkarak (ıkınarak) dışkılamaya çalışanlarda,
5. Son olarak da Şeker hastalığı, Bel-omurga problemi ile nörolojik hastalık öyküsü gibi sinir sistemi etkilenmiş hastalarda RH görülme sıklığı artar.
Rektal Hiposensitivite, Neden ve Nasıl Oluşur?
Rektal hiposensitivite çoğu zaman aniden ve tek bir nedene bağlı olarak gelişmez. Genellikle uzun yıllara yayılan yanlış tuvalet alışkanlıkları ve eşlik eden sorunların birikimiyle oluşan bir duyusal körelmedir.
Dışkılama güçlüğü tipi kabızlık yaşayan kişilerin, yaklaşık %18 ila %68'inde RH saptanır. Ancak RH'nin kabızlığa yol açan bir neden mi, yoksa uzun süreli kabızlığın bir sonucu mu olduğu henüz net değildir.
RH çoğu hastada tek başına değildir. Genellikle Anismus, Pelvik taban düşüklüğü, Rektosel gibi dışkılama güçlüğü tipi kabızlığa yol açan hastalıklarla birlikte görülür. Ayrıca gaz veya dışkı tutamama ve kaçırma şikâyeti olan hastaların da yaklaşık %10’unda RH’ye rastlanır.
♦ RH'de yaşanan duyum(his) kaybı; Rektumdaki sensörlere ait sinir ileti yollarını kapsayan hasar ve hastalıklara bağlı olarak yaşanıyorsa Primer RH adını alır. Bu duruma, ya nöral tüp defekti, sakral agenezis, spina bifida, meningomyelosel gibi doğuştan gelen hastalıklara yada Multipl sklerozis, Parkinson, Diyabetik Nöropati, Pudental Nöropati, Pelvik ve sakral sinirlerde hasara yol açan pelvik cerrahiler gibi sonradan belirginleşen nedenlere bağlı olarak rastlanabilir.
♦ RH'de yaşanan duyum(his) kaybı; rektumdaki yapısal değişimlere bağlı olarak yaşanıyorsa Sekonder RH adını alır. Bu duruma ya Hirschsprung gibi doğuştan gelen bir hastalığa yada Dilate Rektum (Megarektum), Anismus , Rektosel, Rektal Mukozal Prolapsus gibi sonradan belirginleşen hastalıklara bağlı olarak rastlanabilir.
♦ Her iki duruma bağlı olarak yaşanıyorsa da Kombine RH adını alır.
Rektal Hiposensitivite, Belirtileri?
Rektal hiposensitivite, bir hastalıktan ziyade, rektumun dışkı doluluğunu yeterince hissedememesi olarak tanımlanan klinik bir bulgudur. Bu durum, tuvalete gitme ihtiyacının zamanında ve net bir şekilde fark edilmesini zorlaştırır. Dolayısıyla RH belirtileri, çoğunlukla dışkılama ihtiyacını hissetme bozukluğu etrafında şekillenir. Bu çerçevede…
1. Sıkışma hissinin geç gelmesi ya da hiç olmaması; yani Rektum, ancak çok dolu olduğunda tuvalet ihtiyacı fark edilir. Ya da ani sıkışma hissiyle tuvalete gidilir.
2. Dışkılama isteğinin belirsiz olması; yani “Tam geldi mi, gelmedi mi” kararsızlığı sık görülür. Normalde makat ucunda hissedilmesi gereken sıkışma hissi yerine sıklıkla karın şişkinliği ve karın ağrısıyla tuvalete gitme alışkanlığı ön plandadır. Kimi zaman ise kabızlık (peklik) yaşama korkusuyla ya da “düzenli olsun” düşüncesiyle, gerçek bir sıkışma hissi olmadan görev icabı tuvalete gidilir. O yüzden tuvalete gitme sıklığı değişkenlik gösterir. Günde 2-3 kez tuvalete gidenler olabildiği gibi, 2-3 günde bir veya 5-6 günde bir tuvalete giden kişilere de rastlanır.
3. Tuvalete oturunca zorlanma ve ıkınma ihtiyacı; yani sıkışma hissi yeterli olmadığı için dışkılama kendiliğinden başlamaz. Ek desteğe ihtiyaç duyar.
4. Tam boşalamama hissi; yani tuvaletten kalktıktan sonra içeride hâlâ dışkı varmış gibi hissetme.
5. Elle/Parmakla Müdahale İhtiyacı; yani bazı durumlarda dışkının boşaltılması için dışarıdan yardıma (parmakla müdahale gibi) ihtiyaç duyulması.
6. Uzamış tuvalet süresi; yani dışkılamak için uzun süre bekleme veya tekrar tekrar tuvalete gitme.
7. Kabızlıkla birlikte seyir; yani sıklıkla anismus, rektosel, pelvik taban düşüklüğü gibi “dışkılama güçlüğü tipi kabızlığa yol açan hastalıklara ait belirtiler de tabloya eşlik eder.
8. Bazen dışkı veya gaz kaçırma; yani özellikle ileri olgularda, kişi doluluğu fark edemediği için ortaya çıkabilir.
Tüm bu süreçte çoğu zaman lifli beslenerek dışkı yumuşatılmaya çalışılır. Yetmediğinde ise çeşitli bitkisel ürün, çay veya ilaçlardan faydalanılır. Ki bu sayede dışkının yumuşayacağı ve çıkışın rahatlayacağı düşünülür(?). Ancak…
Bağırsak dolu olsa bile sıkışma hissi yoksa, lif ağırlıklı beslenme veya dışkı yumuşatıcı ilaç yada ürün desteği, tek başına çözüm değildir.
Dışkılamayı rahatlatmak adına yapılan tüm bu çabalara rağmen gereksiz ıkınmaların önüne çoğu zaman geçilemez. Ikınmalar arttıkça kişi farkında olmadan giderek derinleşen bir kısır döngünün içine girer ve süreç, giderek daha karmaşık ve yönetilmesi zor bir hal alır.
Hatta bu süreçte; her tuvalette belirginleşen ıkınma ve makata yüklenmeler nedeniyle hemoroid, anal fissür gibi makat hastalıkları da belirginleşir. Ve çoğu hasta, yaşam konfor ve kalitesini etkileyen makat sorunlarına odaklanır Ki bu durum, ister istemez eksik tanı ve yetersiz tedaviye yol açar.
Rektal Hiposensitivite, Tanı ve Tedavi Yaklaşımı?
Tanısal yaklaşımın ilk adımı, hasta hikayesini detaylandırmaktır. Çünkü rektal hiposensitivitesi olan hastaların öyküsü, çoğu zaman dışkılama güçlüğü tipi kabızlık bulguları içerir. Dolayısıyla RH için tanısal yaklaşım, kabızlığı tanımlamaktan ziyade vücudun dışkılama için doğru zamanda, yeterli ve uygun bir sinyal gönderip göndermediğini tespit etmeye çalışır.
Bu çerçevede RH tanısında…
1. Tuvalete gitme ihtiyacını kendiliğinden mi, yoksa saat kurarak mı fark edip ediyorsunuz?
2. “Sıkışma” hissi geliyor mu, yoksa karında şişkinlik ve doluluk mu hissediyorsunuz?
3. Dışkılama çoğu zaman ıkınarak mı başlıyor?
4. Günlerce tuvalete gitmeden durabiliyor musunuz?
5. “Şimdi olmaz, sonra giderim” alışkanlığı var mı? gibi sorular, ayırt edici rol oynar.
Bilinen kabızlıkta sıkışma hissi vardır ama çıkış zordur. RH varlığında ise rektum dolu olmasına rağmen “tuvalete git!..” dedirten sıkışma hissi ya hiç yoktur ya da çok geç gelir. O yüzden bilinen kabızlıkta lifli beslenme çözüm iken RH varlığında yetersiz kalır.
RH çoğu zaman tek başına değildir. Bu nedenle muayene bulguları da dışkılama güçlüğü tipi kabızlık ile uyumludur. Sıklıkla tam boşalamama sorunu da yaşadıkları için parmakla yapılan muayenede (rektal tuşe); rektum içerisinde dışkıya rastlanır ama herhangi bir fazlalık veya ihtiyaç hissedilmediği ifade edilir.
RH de daha detaylı değerlendirme için Anal Manometri, Baryum Defekografi, 3D Endoanal USG gibi ileri proktolojik tetkiklerden de faydalanılır. Bu sayede hem tanının netleşmesi hem de ayırıcı tanı ile eşlik eden hastalıkların tespiti mümkün olur.

RH de tanı netleştirildikten sonra tedavi planlamasına geçilir. Ancak Rektal hiposensitivite (RH) için tedavi planlaması, yazılacak tek bir reçeteyle ya da tek bir yöntemle yapılamaz.
Tedavide önemli olan; sorunun neden ve nasıl geliştiğini, hangi bozukluklarla birlikte seyrettiğini ve hastanın mevcut dışkılama alışkanlıklarının nasıl olduğunu doğru şekilde analiz etmektir.
Bu çerçevede tedaviye başlamadan önce...
• RH’nin primer mi, yoksa sekonder mi olduğu,
• Anismus, Rektosel, Pelvik taban düşüklüğü gibi dışkılama güçlüğü tipi kabızlığa yol açan hastalıkların eşlik edip etmediği,
• Sıkışma hissi; hiç mi alınmadığı, yoksa geç mi alındığı,
• Tuvalet tutma ve erteleme ile ıkınma alışkanlığının olup olmadığı netleştirilir.
Çünkü neden düzeltilmeden yapılan tedaviler kalıcı olmaz.
Dolayısıyla RH’de tedavi planı; kişiye özgü, basamaklı ve eşlik eden sorunlara göre şekillenen bir yaklaşımla oluşturulur.
A-) Primer RH’de tedavi Yaklaşımı:
Primer RH’de asıl sorun, rektumda kabızlık yapan bir tıkanıklık ya da bozukluk olması değildir. Rektum dolduğu hâlde vücudun “artık tuvalet git!..” uyarısını, zamanında ve yeterince güçlü verememesidir. Bu yüzden tedavide amaç, sadece dışkıyı yumuşatmak değil, bu uyarı mekanizmasını yeniden çalışır hâle getirmektir.
Bu çerçevede…
1) Dışkılama alışkanlığının yeniden düzenlenmesi: Primer RH’de ilk ve en kritik basamaktır. Sıkışma hissi olmadan tuvalete gidip oturma alışkanlığı bırakılır. Düzenli olsun diye “Her gün aynı saatte tuvalete gitme” ya da “olmasa da ıkınma” davranışları düzeltilir. Tuvalet ihtiyacı geldiğinde ise ertelemeden tuvalete gitme öğretilir. Amaç; rektumun doluluğu doğru zamanda algılamayı yeniden öğrenmesidir.
2) Biofeedback Terapi: Primer RH’nin ayırt edici tedavi basamağıdır. Duyusal eğitim odaklı olarak iki aşamalı uygulanır.
a) Duyusal Algı Eğitimi: Rektuma yerleştirilen bir balon kademeli olarak şişirilir. Hastaya, normalde hissetmediği küçük hacimleri fark etmesi ve bu hisse odaklanması öğretilir.
b) Eşik Değerini Düşürme: Tekrarlayan seanslarla beynin rektumdan gelen zayıf sinyalleri algılama kapasitesi artırılır. Bu süreç, rektumun duyarlılığını artırmayı ve beyne giden sinyalleri güçlendirmeyi hedefler. Primer RH, sıklıkla Anismus ile birlikte görülür. Anismus varlığında gevşeme eğitimi de ilave edilir.
3) Dışkı kıvamının fizyolojik sınırda tutulması: Aşırı sert dışkı gibi aşırı yumuşak/sulu dışkı da duyusal geri bildirimin bozulmasına yol açabilir. Bu nedenle lif, sıvı ve gerekirse hafif osmotik ajanlarla orta kıvamlı, şekilli dışkı hedeflenir. Muz, kıvam ve kalınlığı gibi düşünebiliriz.
4) Gereksiz ıkınmanın önlenmesi: Ikınma, primer RH’de hem duyusal algıyı daha da köreltir hem de zamanla sekonder pelvik taban sorunlarına zemin hazırlar. Doğru dışkılama için doğru zaman, doğru pozisyon ve doğru gevşeme prensipleri öğretilir.
5) İleri Nöromodülasyon: Konservatif yöntemlere yanıt vermeyen vakalarda düşünülür. Sakral Sinir Stimülasyonu (SNS) ve Periferik Tibial Sinir Stimülasyonu (PTNS) olmak üzere iki şekilde uygulanabilir.
6) Sabır ve süreklilik: Primer RH’de tedavi hızlı bir “rahatlatma” değil, öğretici ve yeniden yapılandırıcı bir süreçtir. Duyusal kazanım haftalar veya aylar içinde gelişir. Düzenli takip ve hasta uyumu tedavinin başarısını belirler.
ÖZETLE:
Primer RH’de tedavi;
ilaca değil, alışkanlık değişimine, duyusal eğitime ve doğru dışkılama zamanlamasına dayanır. Amaç rektumu zorlamak değil, rektumun yeniden hissetmesini sağlamaktır.
B-) Sekonder RH’de tedavi Yaklaşımı:
Sekonder rektal hiposensitivite (RH)’de temel sorun, rektumun kendisinden ziyade; ona eşlik eden diğer işlevsel ya da yapısal dışkılama bozukluklarından kaynaklanır. Bu nedenle sekonder RH tedavisinde öncelikli hedef, yalnızca “rektal duyuyu uyandırmak” değildir. Asıl amaç; rektal duyunun körelmesine yol açan altta yatan neden(ler)i tespit edip ortadan kaldırmaktır.
Bu çerçevede…
1️⃣ Önce “neden(ler)” tedavi edilir: ekonder RH, çoğu zaman Rektosel, Pelvik Taban düşüklüğü, Rektal Mukozal Prolapsus, Dilate rektum (Megarektum) gibi altta yatan ve dışkılama güçlüğü tipi kabızlığa yol açan nedenlere ikincil olarak gelişir. Dolayısıyla bu nedenler düzeltilip dışkı çıkışı rahatlatılmadan yalnızca duyusal eğitim vermek kalıcı fayda sağlamayacaktır.
⚠️ Amaç: “Her gün tuvalete çıkmak” değil, sıkışma hissiyle çıkmak
2️⃣ Pelvik taban fonksiyonu düzeltilir: Sekonder RH’nin de en sık eşlikçisi Anismustur. Bu durumda hasta sıkışma gelse bile boşaltamaz ve zamanla, sıkışma hissi de körelir. Bu amaçla biofeedback terapiden yararlanılır. Bu sayede hem pelvik taban gevşeme eğitimi hem de doğru ıkınma ve gevşeme koordinasyonu sağlanmış olur.
⚠️ Pelvik taban gevşemeden rektal duyunun geri gelmesi beklenmez.
3️⃣ Son olarak Biofeedback (Duyusal Eğitim): Altta yatan yapısal ve işlevsel bozukluklar kontrol altına alındıktan ve dışkı çıkışı rahatlatıldıktan sonra ilave olarak uygulanır. Bu amaçla Rektal doluluk farkındalığı eğitimi, sıkışma hissini “ertelemeden” tuvalete gitme alışkanlığı ve saatli tuvalet alışkanlığının bırakılması gibi eğitimler verilir.
Sekonder RH’de duyusal eğitim tek başına yeterli değildir. Duyusal düzelme çoğu zaman altta yatan sorun(lar) kontrol altına alındıkça ortaya çıkar.
ÖZETLE:
Sekonder rektal hiposensitivite’de tedavi:
• ❌ Sadece lifli beslenme önermek / dışkı yumuşatıcı vermek değildir.
• ❌ Sadece duyusal egzersiz değildir.
• ✅ Altta yatan bozukluğu hedefleyen, çok basamaklı bir süreçtir.
⚠️ Primer RH’de rektuma “hissetmeyi” öğretiriz; sekonder RH’de ise önce “neden hissetmediğini” düzeltiriz.

AnalCerrahi olarak tercihimiz...
Sahip olduğumuz tecrübe ve ileri tetkikler sayesinde öncelikle erken aşamada ve eksiksiz teşhis imkanı sağlamaktır. Sonrasında kullanıcı eğitimi eşliğinde dışkılama ihtiyacını belirginleştirip dışkı çıkışını rahatlatmayı hedefleyen LaserÖtesi Tedavi'yi önermekteyiz.
İlgili Konular...
Güncelleme: 12.02.2026