| ANASAYFA | ÖN BİLGİLENME FORMU | BİLMEK İSTEDİKLERİNİZ | HASTA HİKAYELERİ | BİZE ULAŞIN | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
HEMOROİD(BASUR) HASTALIĞI![]()
" G i z l i " Gerçeğim... B A S U R U M !
Sıkıntılarına son derece yaygın olarak rastladığımız anüsün(makatın), hayatınızdaki yerini ve önemini hiç düşündünüz mü? Yetişkin bir insan olarak yılda kaç kilo dışkı (kaka !...) yaptığınıza hiç dikkat ettiniz mi? Dışkılama işlevini nasıl gerçekletirdiğinize, yaparken ki ıkınma derecenize hiç dikkat ettiniz mi?
Tabii ki, hayır!. Dışkılama ihtiyacımız geldiğinde tuvalete gider ve hiç düşünmeden, usulüne uygun olarak yaptığımızı sanarak çıkarız. Ama dışkılamanın da bir yolu, yordamı vardır. Zamanla oluşan ufak tefek olan sorunları da sıklıkla, önemsemez ve geçiştiririz.
Çocukluğundan beri dışkılama ve ıkınma sorunu yaşamasına rağmen bunun pek farkında olmayan, bir şekilde idare edebilen ve bu yaşadıklarını "normal" olarak tanımlayanların çoğu; yaşamlarının bir döneminde, bir şekilde makat hastalıkları ile uğraşmak zorunda kalır. Bunun sebebi aslında çok açıktır. Beslenme(yeme-içme) ve dışkılama(büyük abdest yapma) konusunda ne kadar bilgili ve bilinçliyiz? Özellikle de dışkılama konusunda... Dışkılama sırasında makatı hor kullanıyor, sonra da suçu beslenmeye atıyoruz. "Bak, acı yedim de oldu." gibi... Bu hor kullanımın bir bedeli olacağı ve ilerleyen yıllarda bu bedelin ceremesinin ödeneceği gerçeğini göremiyoruz.
Psikiyatri muayene mantığı gibi olacak ama gelin, çocukluğumuza doğru bir yolculuğa çıkalım.
Çocukluğumuzdan beri annelerimiz tarafından bize yedirilmeye çalışılan sebze ve meyvaları, kaçımız hiç itirazsız yedik? Abur-cuburlarla, rafine ve/veya fast food tarzı posasız beslenmelerle, çocukluk ve gençlik yıllarımızı geçirmedik mi? Beslenmenin anlamı sadece karın doyurma değil miydi? Ki bu süre ortalama 20-25 yılımızı almadı mı?
Diğer taraftan, hiç dikkat ettiniz mi? Çocukluğumuzdan itibaren annelerimiz tarafından bize verilmeye çalışılan öğretilerin başında, temizlik ve hijyen alışkanlıkları gelir ve itina ile uygulanır. Ancak bu sırada WC yani, dışkılama alışkanlığımız güme gider ve tuvaletimizi ertelemeyi öğreniriz. Çünkü hijyen daha önemlidir ve “öyle her yerde tuvalete gidilmez, mikrop kaparsın!” denir. Çocukluk çağından başlayan bu erteleme alışkanlığımız, okul çağlarımızı da içine alır ve derken bir bakmışız ki; hayatımız, tuvaletimizi ertelemelerle geçmiş. Çünkü ertelememiz için hep bir neden vardı, işimiz vardı. Ki bu süreyi de ortalama 20-30 yıl olarak düşünebiliriz.
![]() Böylece yıllar geçmiş, önemsenmeyen, geçiştirilen, çoğu kez ikinci hatta üçüncü plana ertelenen ve sonuçta artan ıkınmalarla gerçekleştirilen bu hatalı dışkılama işlevi (Müdür) bize kendini hatırlatmaya, meyvelerini(sıkıntılar) vermeye başlar. Ve zamanla bu sıkıntılar sıklaşmaya, hatta daha fazla rahatsız etmeye başlar. Ki artık tuvalet olayı işimizin içine girmiş, hatta önüne bile geçmiştir.
Tuvalette iken; kanama, ağrı ve meme gibi durumlarla karşılaştığımızda hemen teşhisi koyarız. “Basur olmuşum!.” deriz. Çünkü etrafımızda akıl verenimiz çoktur. Evet, teşhis etmek ve ne olduğunu bilmek önemlidir. Ancak, ne olmadığını bilmek de çok önemli ve gereklidir. Tıp eğitimi almış dahi olsanız, bu aşamada durmalısınız. Çünkü makatta benzer sıkıntı ve şikayetlere neden olan bir çok hastalık vardır. Kaş yapalım derken göz çıkarabiliriz. En kötüsü ise makat veya barsak kanserlerinin de bu hastalıklardan biri olmasıdır.
Tamam, basurunuz olabilir. Belli zamanlarda kanamaya da neden oluyor olabilir. Yıllar içinde doktora gitmiş ve basur teşhisi almış da olabilirsiniz. Yıllardır, kendinize özgü birtakım tedbirlerle geçiştiriyor da olabilirsiniz. Ancak ilerleyen yıllarda “bak, bende basur vardı; ama kansere çevirdi. Tühh!. Vahh!.” demek yok...
Ancak, makatta olan her kanama; sadece basurunuzun kanadığını göstermez, garanti edemez. O yüzden aksi ispat edilene kadar makattan taze kan gelmesi durumunda, akla ilk; kalın barsak(kolon) kanseri gelmelidir. İşte size, muayene olmanız için diğer bir sebep; gelin, muayene olun ve aksini ispat edelim.
Tüm bu sebeplerden dolayı makat rahatsızlıklarında her zaman ve her seferinde, ilk adım muayene olmalıdır. Çünkü, çıkışta (makatta) ne olduğunu bilmek kadar içerde (barsaklarda) ne olmadığını (kanser?) bilmek de önemlidir. Teşhis ve ayırıcı teşhisi yapılmalıdır. Ama tedavi planlaması için gerekli olan ikinci adımı atmaktan da kaçınılmamalıdır. Yaşam konforunuz ve alabileceğiniz riskler için tedavi yolu aranmalıdır...
Unutmayın ki; sorunun bir parçası olduğunuz sürece, her an yeni sorunlara gebesiniz demektir.
Hemoroidal Hastalık(BASUR) = Hemoroid yastıkçıkları / memeleri + Yıllarca devam eden hatalı beslenme ve dışkılama alışkanlıklarımıza/hor kullanmamıza bağlı olarak oluşan deformasyon ve bu deformasyonun derecesine göre de dışkılama sırasında oluşan, kanama ve ağrı gibi sıkıntılar topluluğu olarak tanımlanır. Bu tanımlamayı biraz açarsak;
1. BASUR, ıkınma ile WC de belirginleşir ve sıkıntılara neden olur. O yüzden de sıkıntılar sadece tuvalette iken ortaya çıkar ve/veya sonrasında (Max 1-5 saat kadar) devam edebilir. Bu özellik, “yaa benim, sadece tuvalette iken sıkıntılarım oluyor, başka zaman bir sorunum yok ki." diyen hastalarımız için... Başka nerede olacak ki...
Korunma yollarının ve bitkisel tedavilerin temel mantığı ıkınmanızı azaltmaktır. Böylece sıkıntılarınız gerileyecek veya geçecek ama basurunuz(hastalık) geçmeyecektir. Piyasada satılan çeşitli basur tedavi ürünlerine dikkatli olarak bakarsanız; dip not olarak "hastalık sıkıntılarının, şikayetlerinin azaltılmasında etkilidir" diye bir ibareleri bulunur.
2. BASUR, ataklar halinde seyreder, her tuvaletimizde illa aynı sorunlara neden olacak diye bir şartı yoktur, değişir. Çünkü beslenmeniz ve buna bağlı olarak da dışkılama sırasındaki ıkınma dereceniz her zaman aynı olmamaktadır. Bu özellik, ”yaa benim, her zaman sıkıntım olmuyor, arada bir oluyor ve etrafımda basuru olanlarla aynı değil ki.” diyen hastalarımız için...
3. BASUR, her gün kullanmamız gerektiğinden ilerleyici bir hastalıktır. Asla durmaz, geçmez, gerilemez. Ama sıkıntılara neden olmadığı zaman hastalar tarafından hastalıklarının geçtiği sanılır. Hastalığın geçmesi ayrıdır, sıkıntıların geçmesi, azalması farklıdır. Bu özellik, “yaa bende yıllar önce vardı, geçti ama şimdi öncekine göre daha fazla sıkıntı yapmaya başladı.” diyen hastalarımız için...
Bilindiği üzere basur için çok çeşitli tedavi yöntemleri bulunmaktadır. Hastaların, öncelikle bu yöntemlerin;
a-) Uygulanma şekli,
b-) Mantığı, c-) Tedavi sonrası ve sonuçları (kalıcı ve geçici hasarları) hakkında bilgilendirilmesi gerekir. Bu bilgilendirme; yapılmıyor ya da yapılmadı ise hasta tarafından kesinlikle istenmelidir. Asıl olan bilgi, dolayısıyla da bilinçli hasta olabilmektir.
Çünkü her bir yöntem, hastanın tedavi beklentilerine ve yaşam kalitesini kısa/uzun vadede etkilediği bir takım özelliklerine göre avantajlı veya dezavantajlı olabilmektedir. Hiçbir yöntem, sadece avantajlı veya sadece dezavantajlı değildir. Dolayısıyla, bir terazinin iki kefesi olarak düşünüp hangi özelliklerini kabul edip edemeyeceğinizi yani beklentilerinizi belirlemelisiniz.
Bu yüzden tedavi planlamasına gidilirken;
Bu çerçevede sağlanacak hasta-doktor diyalogu sonucu en uygun tedavi şekli belirlenmelidir. Yoksa tedavi olmuş, ancak memnun olmamış, rahatlayamamış ve hatta "nüks etti, tekrarladı" diyen gelen hastalardan olabilirsiniz.
Basur tedavisinde ortak beklentileri hesaba kattığımızda, (ki bu ortak beklenti uzun vadeli ve etkin bir tedavi olması yönündedir) klasik cerrahi, hala altın standarttır. Bu madalyonun bir yüzü. Peki, gelelim diğer yüzüne, yani sonrasına... Ağrı başta olmak üzere mevcut bir takım dezavantajlı tarafları nedeniyle, yıllardır hastalarımız "yeter artık" diyene kadar bu tedaviden kaçmakta, olanlar ise kimseye önermemektedir.
Cerrahi sonrası sıkıntıları azaltmak, hatta yok edebilmek ve bunu konfor ile birleştirebilmek amacıyla çıktığımız bu yolda farklı bir cerrahi modifikasyon geliştirdik. Son yıllarda Basur tedavisinde moda olan "Laserle Tedavi(?)'nin de üstünde, ötesinde bir tedavi olduğunu vurgulayabilmek için ismini " LASERÖTESİ TEDAVİ" olarak düşündük. Yoksa Laserle hiçbir alakamız yoktur.
Basur tedavisinde uzun vadeli, kalıcı sonuç alabilmek için;
►► Uzun vadeli sonuç istendiği için işin içinde cerrahi mantık kesinlikle olmalıydı, kullandık.
►► Özellikle nüksleri engellemek ve ıkınmayı azaltmak için Neden-Sonuç(basur) ilişkisi dahilinde temel neden de işin içine katılmalıydı, kattık.
►► Tedavi sonrası cerrahi dışı tedavilerin sağladığı konforu (avantajları) sağlamalıydı, olabildiğince sağladık.
►► Tedavi sonrası cerrahi tedavilerin orta ve uzun dönem dezavantajlarını(hasar) ortadan kaldırmalıydı, kaldırdık.
İşte böylece basur tedavisinde istenilen hasarsız, konforlu, kalıcı tedavi ve tedavi sürecini elde etmiş olduk. Tedavi olan hastalarımızın tabiriyle “bu şekilde olduğu takdirde tekrar ameliyat olurum.” sözünü çok rahatlıkla söyleyebilmelerini sağladık.(ki bu söz bilimsel tabanda hasta memnuniyet kriteri olarak sorulan bir sorudur.)
İSTENİLEN İDEAL TEDAVİ KOMBİNASYONUN MANTIĞI:
SONUÇ: LASERÖTESİ TEDAVİ
Artık çözümün bir parçası olmanın zamanı gelmedi mi? "Zamanım yok" demeyin. Ayırın...
Müdür'ü unutmayın!.. Unutsanız bile; gün gelir, o size kendini çok güzel hatırlatır... İhmale gelmez... Kısa bir anekdot; Şair Ümit Yaşar OĞUZCAN'ı yakından tanıyanlar, ameliyat korkusu nedeniyle ölünceye kadar ızdırap çektiğini anlatırlar. Hastalığı ve çektiği ızdırabı "meme" şirinin dizelerinde sıralamıştır.
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
basurum.com ® 2006-2009
Bu site kişileri bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup, sağlık hizmeti vermemektedir.
Bu bilgilere dayanarak profesyonel tıbbi danışmanlık hizmeti almayı ihmal etmeyiniz ve geciktirmeyiniz. |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||